İçeriğe geç

Simyacı — Paulo Coelho — Kişisel Menkıbenizi Bulmaya Hazır Olun

Aradığınız hazine başından beri yanı başınızdadır. Ancak onu bulabilmek, uzun bir yolculuğun sonunda mümkün olabilir

Paulo Coelho – Simyacı

Yıllardır benim de yanı başımda duran, bir yandan okumak isterken bir yandan Can yayınlarının kapak tasarımıyla ve ismiyle, nedendir bilinmez, gözümü korkutmuş, sanki ilgimi çekmeyecekmiş, çok ağır bir dille karşılaşacakmışım hatta anlamadığım çok uç nokta konulardan bahsedecekmiş gibi hissettiren bu kitabı sonunda okudum. Bu kadar geç kaldığım için kendimden binlerce kez de özür diledim. Tüm çekincelerim boşa çıktı çünkü..

Eski baskısı, beni korkutan kitap kapağı

Simyacı aslında Brezilyalı eski bir şarkı sözü yazarı olan Paulo Coelho’nun üçüncü kitabı olarak, 1988’de yayımlanarak dünyaca ünlenince birçok dile çevrilen başyapıtlardan biri. Coelho için kitabı en fazla dile çevrilen yazar deniyor olsa da bu pek de doğru değil. Fakat çok kısa sürede kitabı yazdığı doğru. 184 sayfalık bu kitabı iki hafta gibi bir sürede yazdığı söyleniyor. Bu kısa sürenin sebebi sorulduğunda ise hep içinde olduğunu ve ruhunda yazılı bulunduğunu yazıya dökmenin sadece 15 gününü aldığını söylüyor. Kitabın satışı öyle fazla olmuş ki, İspanyol kitaplarında Gabriel Garcia Marquez’den bu yana böyle bir satış görülmemiş.

Öncelikle kısaca simya nedir, bunu bilmekte yarar ver diye düşünüyorum. Kimya biliminin atası olarak görülen, geçmiş zamandaki meraklı bilim insanı diyebileceğimiz kişilerin, bir maddeyi farklı bir maddeye dönüştürme çabası olarak tanımlayabileceğimiz antik bir bilimdir. Söylentiye göre zamanında bu bilim dalı ile Newton bile ilgilenmiş, düşünün ne kadar popüler olduğunu.

Kitapta İspanya’da çobanlık yapan Endülüslü Santiago’nun rüyasında gördüğü Mısır Piramitleri’nin dibindeki hazineyi aramaya çıkmasıyla başına gelenler ve kişisel menkıbesini bulma yolculuğu felsefik bir dille anlatılıyor. (Okumayanlar için kişisel menkıbe, her bireyin gerçekleştirmek için doğduğu hayattaki ana amacı olarak kısaca açıklanabilir.) Kitapta çokça kader, mutluluk, hayat amacı gibi kavramlar bulunduğundan nasihatname niteliği taşıyor da diyebiliriz. Hikaye tamamen gerçeklerden oluşmuyor, mistik ögeler bolca mevcut. Zaten simyanın özündeki bir maddeyi başka bir maddeye çevirme çabası da oldukça mistik bir düşüncenin eseri.. Haliyle Simyacı adı taşıyan bir kitabın tamamen natural ögelerden oluşmasını bekleyemezdik. Kitapta Mevlana’dan esinlenmeler çok fazla, Mesnevi’nin Takkeci İbrahim Efendi hikayesinden alıntılar var gibiydi ama beni rahatsız etmedi, çalıntı izlenimi oluşturmadı..

Kitabın dili baştaki korkumun aksine inanılmaz sade ve akıcıydı. Bazı çeviri problemlerini saymazsak, (yazgıyı mektup olarak çevirmek gibi..) kolaylıkla anlaşılıyor. Anlaşılamayacak durumlar, kelimeler veya kültürel farklılıklar için verilen dipnotlar çok yerindeydi. Bu şekilde hem kelime dağarcığı genişliyor, hem de okurken anlam kaybı yaşamıyorsunuz.

Hakim bakış açılı üçüncü tekil şahıs, yani tanrısal bir anlatımı var kitabın. Kahramanın her duygusuna hakim olabiliyoruz. Okurken ortalarda yirmi sayfa kadar hafif sıkılır gibi olsam da, kendimi zorlayarak devam edince, hemen kitaba adapte olup hızlıca bitirebildim. Zaten sonunda sıkılmam söz konusu bile değildi, merakla nasıl bitecek diye nefesimi tuttum.

Hikayenin tüm özetini buraya çıkarmam doğru olmaz ancak kitap boyunca Santiago’nun ( böyle isimler aynı olunca da Kırmızı Pazartesi‘deki Santiago geliyor aklıma) çevresindeki her şey, sanki onu kişisel menkıbesine daha çok yaklaştırmak için çaba gösteriyor gibiydi. Rüyasını sormak için gittiği çingeneden, Afrika’da geçirdiği zamana, şehirde karşılaştığı rahipten, kervanda arkadaş olduğu İngiliz’e varana kadar herkes onu menkıbesine yönlendiriyor. Sanki hayatta yaşadığımız olumlu olumsuz tüm yaşananlar bizi, eğer amacımızdan sapmazsak sonunda o asıl amacımıza yönlendirecekmiş gibi hissettim.

Herhangi bir kişisel gelişim kitabından çok daha başarılı bir kişisel gelişim kitabı oldu benim için. Hayallerinin peşinden git zırvalıkları fazlaca bulunuyor olsa da, diğer kişisel gelişim kitaplarındaki gibi saçmalık bunlar kolaysa sen yap diye düşünmedim 😀 Pozitifi, hayat amacını, yaşamamın bir sebebi varmış’ı yükledi bünyeme. Kitaptan ayrılırken iyi niyetle, hatta kitaptaki kötü karakterlere, kabalıklara, zorluklara rağmen tüm dünyaya karşı sevgiyle doldum. Her gecenin sabahı vardır dedim, negatiflikler elbet bir gün geçecek dedim.

En karanlık an şafak sökmeden önceki andır.

Paulo Coelho – Simyacı

Bu hikayenin içinde sonuca varmak değil, yolculuğun keyfini sürmekti amaç. Hayatta da olduğu gibi, ölüme değil de hayat içinde başardıklarımıza, geride bıraktıklarımıza odaklanmalıyız. Kitap verdiği mesajları öyle güzel satır aralarına işlemiş ki, mesaj verdiğini biraz durup düşününce ya da böyle bir durumla karşı karşıya kalana kadar fark etmeyebiliyorsunuz bile. En azından bende böyle bir etkisi oldu. Kitabın başından itibaren karakteri özümsedim ve sanki Santiago benmişim, bu yardımlar nasihatler bana geliyormuş gibi, o yaşananları ben yaşıyormuşum gibi hissettim.

Çünkü her insanın hayatında ‘ben ne yapıyorum’ diye düşündüğü anlar vardır. Bu da benim o anlarımdan birine denk geldi, kitap o kadar güzel kendi amacını bulmaya yönlendiriyor ki, bir anda kendinizi içsel muhasebenizi yaparken buluyorsunuz. The Good Place dizisinde de biraz böyle hissetmiştim. Belki de ben bu ara çok fazla sorguluyorum hayat amacımı.. 😀

Hararet nardadır, sacda değildir.
Akıl baştadır, tacda değildir.
Her ne arar isen, kendinde ara
Mekke’de, kudüs’te, hac’da değildir.

Hacı Bektaş-ı Veli (Kitabın özeti maiyetinde)

Bir taraftan hayatta bize sunulan tek seçenekmiş gibi gösterilen o seçeneklerin aslında tek olmadığını, istediğinde kendine farklı seçenekler de çıkarabildiğini, hayat içinde ilerlerken fırsatları ve işaretleri de değerlendirmek gerektiğini, çözümün tek olmadığını, sürekli söylenmenin ve probleme odaklanmanın kimseyi bir yere götürmediğini ve bir şeyler kazanmak için harekete geçmek gerektiğini de bana çok açıkça gösterdi. Hayallerinin peşinden git, eğer hayalin değilse peşini bırak diye alttan alttan işleyen bir kitap aslında

“Bir şeyi gerçekten istersen,” demişti yaşlı adam ona, “onu gerçekleştirmen için bütün evren işbirliği yapar”

Paulo Coelho – Simyacı

Kitap boyunca helal olsun be ne cesaret aslansın Santiago diye düşündüm. Çünkü o çoban ben olsam, hayatta koyunlarımı satıp da maceradan maceraya atılamazdım. Gerçi her yeni macerada ‘ulan ben ne b.k yiyorum’ diye kendi de hafiften sormuyor değildi ama yine de ben o menkıbeyi bulsam da peşinden gidecek cesareti bulamazdım, tekrar helal olsun çoban reyiz..

“Bizi görmek istedikleri gibi değilsek canları sıkılır. Çünkü herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğine inanır.”

Paulo Coelho – Simyacı

Kitabın olumsuz tarafları tabi ki vardı, sürekli istersen olur, yapabilirsin, hadi başarırsın mottolarıyla boğması veya aşkı için amacından vazgeçmeye çalışması ya da bütün menkıbesinin bir çuval altın gibi maddi bir varlık olması gibi durumlar hoşlanmadığım ayrıntılar olsa da genel itibariyle benim ilgimden çok bir şey götürmedi. Çünkü felsefik bir öğretiyi akıcı bir şekilde verebilmiş olması benim için yeterliydi.

Son Olarak..

Hayatınızın çıkmaza-düştüm dönemindeyseniz, bir çıkış yolu için kişisel gelişim kitaplarına sardıysanız, kendinizi iyi hissetmek ve bunu yaparken zorlanmak da istemiyorsanız, gerçekçi olsun kendimden izler bulabileyim ama aynı zamanda ilahi dokunuşlar da olsun diyorsanız okuyun derim 🙂 Ben okurken keyif aldım üzerine çok düşündüm, okumakta geç kaldığım için çok üzüldüm. Umarım keyifle okursunuz. 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

<span>%d</span> blogcu bunu beğendi: