İçeriğe geç

The Platform — Netflix’in Bol Mesajlı Filmi

Her yaratıcılık ürününün, kişiye özgü olduğunu ve mutlaka bana olmasa bile bir kesime hitap ettiğine inanırım. Benim için iyi film-kötü film gibi bir durum söz konusu değildir, her yorumumda da ‘şöyle filmleri seviyorsan beğenirsiniz ya da öyle diziler hoşunuza gitmiyorsa bu da gitmez’ gibi yorumlarda bulunurum. Çok nadir bu kötü bir film derim(Açık Ev filmi mesela gerçekten kötü bir filmdi :D), bir taraftan da ortada bir emek olduğunu düşünürüm.

Bu film de öyle göreceli filmlerden benim için. Bir süredir sosyal medyada gördüğüm bu Netflix filmi olan The Platform’u izleyeyim bakayım nedir bu tantana diye düşünerek açtım filmi.

2019 İspanyol yapımı, Galder Gaztelu-Urrutia yönetmenliğindeki bu film, bir tek mekan korku-gerilim filmi. Ivan Massague, Emilio Buale, Zorion Eguileor gibi benim pek aşina olmadığım yerel oyuncular bulunuyor. IMDb puanı ise 7.0 iyi-orta sayılır.

Goreng

Delik adı verilen kapalı bir alana girerek sigarayı bırakmayı ve diploma almayı amaçlayan Goreng, kendini bir hücrede bulur. İçeride karşılaştığı durumlar karşısında ne yapacağını bilemeyen Goreng, kendisi ve içinde bulunduğu sistem ile yüzleşir..

Trimagasi (Goreng’in Hücre Arkadaşı)

İçerideki ilk gününde sistemin nasıl çalıştığını hücre arkadaşı Trimagasi ve Goreng’in konuşmalarından anlıyoruz. Goreng ilk gün 48. katta uyanıyor, yani orta sınıfta, hala yemek bulabilen bir kattalar..

Bu Delik denilen yer, dikey ve kat kat hücrelere ayrılmış. Her katta bir hücre ve iki kişi var. Kaç kat olduğunu bilemiyoruz. Ortasında bir delik olan bu yerde o boşluktan muhteşem yemeklerle birlikte mutfak olarak bildiğimiz 0. kattan başlayarak bir platform sırayla tüm katlarda yemek dağıtıyor.. En üst kattakiler kendilerine ayrılan süre boyunca yemeği doyasıya yerken, en alt katlara yemek kalmıyor. Delik insanların bulunduğu katta bir ay durmasına izin veriyor, daha sonra insanları uyutarak farklı bir kata gönderiyor. En altta da, en üstte de olabilir, nerede uyanacağını insanlar bilmiyor. İnsanlar içeriye ana karakterimiz gibi isteyerek de girebiliyor fakat Trimagasi’nin dediğine göre genelde suç işleyenler bulunuyor.

Ortamın klostrofobik ambiyansı gerçekten çok başarılı aktarılmış. Bir gerilim filmine yakışır tonlar, sesler kullanılmış, yönetmenliğini takdir etmeliyim her şeyden önce. Fakat hemen belirtmeliyim ki film kan dondurucu sahneler içeriyor. Testere filmini izlerken kusma dürtünüzü bastıramadıysanız bu filmde de aynı oranda mide bulantısı ve tiksinme yaşayabilirsiniz bazı sahnelerde. Ayrıca bir miktar çıplaklık da bulunuyor.

Tema bakımından izlediğim anda ilk olarak The Cube filmine benzettim. Yine tek mekan, yine nasıl işlediğini bilmediğimiz bir sistem mevcuttu. Sonra filmin ilerlemesiyle The Snowpiercer filminin dikey versiyonu olduğunu düşündüm. O filmde de arkadakiler ve öndekiler ayrımı vardı. Biraz her telden toplayarak bir film yapmışlar gibi geldi bana.

Filmin kendinden öte, verdiği mesajlar gündemi çok meşgul etti. Çünkü sistem eleştirisi içerdiğini söyleyenler, hıristiyan teokrasisini eleştirdiğini söyleyenler ve ya insan doğasını eleştirdiğini söyleyenler de bulunuyor.

Filmin içinden sadece bir mesaj almak doğru değil bence, çünkü film çok fazla mesaj iletiyor, tabiri caizse haykırıyor. Vurucu cümlelerle zaten filmin mesajını almak için sonunu beklemenize gerek kalmıyor, diyaloglardan mesajları kolaylıkla alabilirsiniz. Ben mesajları hangi sistem üzerinden verdiğine değil, içeriğine daha çok odaklandım açıkçası.

İlk fark edilen mesaj, ‘yukarıdakiler, aşağıdakiler ve düşenler’ oldu. Sense8 dizisinde Wolfgang’e söylenen “İnsanlar yıllarca bizi ayıran şeyin yatay olduğunu sandı Wolfgang, aslında dikey bir ayrım vardı.” sözünü birebir gösterdiğini düşünüyorum. Yukarıdakilerin refah içinde yaşaması ve aşağıdakilerin onların artıklarıyla yaşıyor olması sınıf ayrılıklarınıortaya koyuyor.

Trimagasi ve Goreng

Film ilerledikçe fark ettim ki insanların vurdumduymazlığını ve nankörlüğünü çarpıcı bir şekilde gösteriyor. En alt katlarda açlıkla cebelleştiğini unutan insanlar, üst katlara çıkıp doyasıya yemeye başlayınca bir alt kattaki kişilerin ne yapacağını, nasıl yaşayacağını umursamıyor. Elindeki gücü her zaman elinde tutacağını düşünerek alt hücredekilerin yemeğine de zarar veriyor.. Doğada bulunan güçlünün zayıfı ezme teması da çok net gösterilmişti.

Daha sonra değişimin ancak üst katlardan başlayabileceğini ancak bu şekilde başarılı olabileceğini görüyoruz. Ne var ki; film bu mesajı vermeyi tam olarak başaramıyor. Yine de izleyici olarak biz olması gerekeni görebiliyoruz. Asıl varlık sahipleri ihtiyaçları dışındaki varlıklardan vazgeçmedikçe alt sınıflarda birileri her zaman aç kalacak.

Hedefler olmadan, bir anda hayatla ve kendi düşünceleriyle baş başa kalmak da insanlardan yaşam amacını alarak, hayattan kolaylıkla vazgeçilmesine sebep olabiliyor. Bunu da kendini üst katlardan atan kişilerle görüyoruz.. Zenginliğin ya da ünün de içsel hesaplaşmalardan kaçmaya izin vermediği anlaşılabiliyor.

İnsanların spontane dayanışma gibi bir duruma pek adapte olmadığını, zorbalıkla ödülle ya da ceza ile koşullandığını da ben çok net gördüm. Üst mevkiilere kendimizi dinletememe sebebimiz bu, onlara ceza veya ödül sunamayız çünkü, onlar için altında kalanların bir önemi kalmıyor.. Tehdit unsuru bulunmadıkça iyi veya kötü istediğiniz herhangi bir şeyin anlamı kalmıyor. Cennet cehennem kavramları da buna örnek olabilir.

Platformdaki Kadın Miharu

Delik kendi içinde kurallara sahip fakat filmin gidişatına bakıldığında kuralların çiğnenebilmesinin ne kadar olası olduğunu da görüyoruz. Yani kural koymak, denetlenmediği sürece işe de yaramıyor, denetlense bile göz ardı edilebiliyor. Kendi içinde oluşturulan her sistemin bozuklukları olabilir ve bunu kabul edebilmek, problemi çözmek için en büyük adım olur.

Herkes ihtiyacı kadar yerse, herkes doyar diye düşünüyoruz, filmin vermeye çalıştığı bir diğer mesaj da bu ve haklı bir yargı olmasına rağmen film bunu ispatlayamıyor maalesef. Bu noktada vermek istediği mesajla çelişerek beni biraz filmden uzaklaştırdı diyebilirim.

Bence bu kadar göz önünde bulundurulma sebebi verdiği mesajların yanı sıra, herkesin tecritte bulunduğu bir dönemde yayınlanmış olması. İnsanlar yeni bir film-dizi bulmak için kıvranırken bu kadar ses getirebilecek bir yapıma deyim yerindeyse atladılar. Bu yüzden ben muhteşemdi diyemiyorum film için.

Spoiler İçerir..

Filmde yemek unsurunun kullanılması çok yerinde. Hem çok hassas hem de çok önemli bir konu. Sınıf ayrımını ve dikey hiyerarşiyi yemek üzerinden vermek dahiyane olmasa da iyi işlenmiş diyebiliriz.

Goreng

Öncelikle bu Goreng kardeşimiz nasıl bir cesaretle buraya girdi anlamak mümkün değil, kim kendine böyle bir kötülük yapar, sağlam bir argümanı olmalı. İçeri girerken mülakatta söylediği yemeğin zengin kesimlerin yemeği olmasından anlaşılıyor ki bu adam kalburüstü kesimden geliyor. Kendini neden böyle bir deliğe hapsetmek istediğini ben anlayamadım, sigarayı bırakmak için, Don Kişot okumak için, kıçı kırık bir diploma için buna gerek var mıydı bilemedim, daha sağlam bir sebebi olsaydı.

Deliğin amacı hapsetmek mi, deney yapmak mı bilemiyoruz. Suçluların girdiğini biliyoruz ama Gregor, Imoguiri adlı kadın ve platformda gezen Miharu kendi istekleriyle girmiş… Yani bir hapishane değil de daha çok deney binası gibi..

Yemek Hazırlayan Takım

Yemek hazırlayan grup ilahi tayfa gibi ve ilk katlar için yemeği özenle hazırlıyor. Hatta yemek öyle özenle hazırlanıyor ki içinde çıkan bir kıl dahi büyük problemlere sebep oluyor çalışanlar için.

Trimagasi ve Goreng

Trimagasi adlı amcayı ben sevmiştim. Onların birlikte geçirdiği zamanda da bağ kurabildiklerini düşünmüştüm. Aslında kurdular da.. Ama Trimagasi’yi bir cani olarak görmek istemezdim, kadın deli olsaydı da amca tatlı ponçik bir amca olarak devam etseydi keşke 😀

Imoguiri ve II.Ramses

Delikte sonraları birlikte kaldığı kadın, kendisiyle mülakat yapan kadın ve bir köpeği vardı. Sosis köpeğin ölmesi beni inanılmaz üzdü. Filmde en çok etkilendiğim yer oydu sanırım. O deli katil Miharu’nun neden köpeği öldürdüğünü anlamadım ama kadının Miharu hakkında söylediklerine inanmıştım.. İşin içine hayvanlar girince beni insanlardan daha çok etkilediğini fark ettim. Hiçbir şeyden haberi olmayan masum bir can, neden öldüğünü bile anlamamıştır garibim..

Keşke yemeklerin dolu halini ve boş halini görsek diye heyecanla beklerken iki halini de görünce bir hoşuma gitti, bir hoşuma gitti! Hele ki ilk görüntüsü, yemin ederim insan acıktırır, öyle güzel görünüyor.

Platformla birlikte inip çıkan Miharu’nun nasıl yaşadığı da bir merak konusu oldu bende, o platformda aşağı yukarı gidilip gelinebiliyorsa neden herkes gidip gelmiyor, onu da anlayamadım. Miharu platformla birlikte bir alt kata indiğinde güzelim yemekler varken neden kadına saldırdılar, en azından yemek bulabilenler, onu da düşündüm bir süre 😀

Anlayamadığım çok şey gibi, siyahi hücre arkadaşı Baharat’ın nasıl öldüğü de merak konusu.. Açlıktan değil, kanaması vardı, kız mı öldürdü, kendini mi öldürdü biraz karıştırdım o kısımları, anlayan varsa yorum yapabilir..

Yine vermek istediği mesajı veremediği bir durumu da söylemeden geçemeyeceğim. Herkes ihtiyacı kadar olanı yeseydi herkese yetecek kadar yemek var diyebilir miyiz gerçekten? Filmin başında herkesin sevdiği yemek soruluyor ve herkesin sevdiği yemek bulunuyor sözde platformda.. Ama film için doğruluğu kanıtlanamadı bu durumun, çünkü ilk 50 kata yemek vermeyip diğerlerine yeteri kadar vermesine rağmen yemeği yettiremediler.. Demek ki herkes ihtiyacı kadar alsa da o verilen yemek herkese yeterli değilmiş. Filmin sonuyla bu mesajı çürütmemelerini isterdim.

Son kattaki çocuk

En son çocuğu gördüğümüzde en azından çabaları boşa gitmedi dedim, çocuk her türlü kötü sistemin içindeki umudu temsil ediyordu bana göre. Ama sonuna pek anlam veremedim, çocuğu gördükten sonra ölmüş olabilir diye düşünüyorum. Yine de ölmeden önce bir isyan başlatmış da olabilir, bu yüzden ikinci filmini de görebiliriz. Zaten sonu için yönetmen de seyirciye bıraktım demiş. Daha doğrusu, Goreng çocuğu görmeden önce aslında öldü diye açıklama yapmış sonra da seyirciye bırakmış kararı. Bu tarz filmlerde genelde seyirciye bırakarak daha çok etki yaratmaya çalışıyorlar, Zindan Adası filminde de böyleydi. Ama ben net anladığım sonlardan daha çok hoşlanıyorum.

Son Olarak

The Platform, bir süre sonra çok fazla dehşet içeren sahneler bulundurduğu için ben rahatlıkla izleyemedim, mantık hatalarını, vermek istediği mesajı bile düzgün verememesini hesaba katarsak pek hoşlandığım bir film olmadı. Ama başta da belirttiğim gibi kanlı sahneler sizleri rahatsız etmiyorsa izleyip farklı bir bakış açısı kazanmak, verdiği sosyal mesajları almak için izlenebilecek bir film olabilir.

Benim tavsiyem oruçluyken ya da açken izlememeniz. Belki iftar sonrası filmi olarak, çocuklar yoksa açıp, dehşet içinde izleyebilirsiniz 🙂

The Platform — Netflix’in Bol Mesajlı Filmi” için 2 yorum Yorum bırakın

  1. Güzel bir yazı olmuş doğrusu, izlesem mi izlemesem mi diye çok düşünüyordum. Neyse ki zaman kaybından kurtuldum 🙂 Ve genel olarak belirtmek isterim ki blogunuzu çok beğendim. Başarılar dilerim

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: