İçeriğe geç

Sense8

Karantina boyunca derslerden kalan zamanımı, izlemek isteyip de zaman bulamadığım dizileri izleyerek değerlendiriyorum. Hala sıkıldığımı söyleyemem. Evde olmak ve daha önce yapamadığım şeyleri yapmak hoşuma gidiyor. Buna ortalama 50-55 dakikalık diziler de dahil..

Sense8, adını sürekli duyduğum fakat süresi çok uzun geldiği için cesaret edemediğim bir Netflix dizisiydi. Sonunda bitirdim.

Dizinin yönetmenleri bölüm bölüm çekim yapmak yerine, bölge bölge çekim yapmışlar, bunun için de tek yönetmen durumu yok dizi içinde. Örneğin bütün Chicago, San Francisco, Londra ve İzlanda lokasyonlarını Wachowski kardeşler çekerken, Meksika ve Mumbai bölgelerini James Mcteigue çekmiş. Dan Glass, Seoul sahnelerini, Tom Tykwer ise Berlin ve Nairobi sahnelerinin çekimini yönetmiş.

8 Ağustos Kümesi

Dizi 8 kişinin ruhlarının birbirine bağlı olması sebebiyle birbirlerini hissedebilmelerini, görebilmelerini ve birbirlerinin bulunduğu yerde olabilmelerini anlatıyor. Her karakter diğer yedi kişiyle bağlantılı. Her küme 8 kişi olabiliyor ve biz bu 8 kişilik bir kümeyi izliyoruz. Bu kümeyi avlamaya çalışan Dr.Milton Bailey Brandt(Whispers) karakterine karşı birleşen duyusalların(birbiriyle bağlantılı olan türe verilen isim) birbirlerini ve kendilerini kurtarma çabasının yanında toplumda yer etme çabalarını da izliyoruz. Oyuncuları tanınmış oyuncular değil, fakat hepsini ayrı ayrı tanıtmak istiyorum. O yüzden ayrı başlıklarda karakterleri inceleyelim.

Tuppence Middleton (Riley Blue)

Riley Blue

Riley, ünlü bir DJ, İzlandalı fakat Londra’da yaşıyor. Başlarda üzerindeki karamsar ve umutsuz hava daha sonralarda biraz biraz dağılıyor.. Benim favori karakterim değil ama tercih meselesi tabi..

Jamie Clayton (Nomi Marks)

Nomi Marks

Dizide aktivist hacker olan karakterimiz, gerçek hayatta da dizide olduğu gibi bir transgender(cinsiyet değiştirmiş birey). Ses tonundan anlamıştım ben ama oldukça güzel bir kadın. San Francisco’da yaşıyor, Amanita(Freema Agyeman) adında çok güzel bir sevgilisi var, kitapçıda çalışıyor ve aralarındaki ilişki gerçekten imrendirici. Ailesiyle sorunlar yaşayan Nomi, dizi boyunca hem kendi problemlerini çözmeye çalışıyor hem de diğer duyusallara çok fazla yardım ediyor.

Brian J. Smith (Will Gorski)

Will Gorski

Bir polis olan karakterimiz Chicago’da yaşıyor. Babasıyla arası iyi olmayan Will, dizide idealist bir polis ve gettodaki ikilemlerin içinde kalmış, baba sorunları da yaşayan Will oldukça yalnız.

Tina Desai (Kala Dandekar)

Kala Dandekar

Mumbai’de yaşayan Kala, bir kimyager-eczacı. Çok saygın, zengin ve kendisini çok seven Rajan Rasal (Purab Kohli) ile evlenmek üzere. Kala dizi boyunca içsel çatışmalarını çözmeye çalışırken kendini beklenmedik bir durumda buluyor.

Bae Doona (Sun Bak)

Sun Bak

Sun, Seoul’da seçkin bir ailenin kızı, aile şirketinin yönetimini üstlenmiş. Babası ve abisiyle arası çok kötü olan Sun, aynı zamanda Uzakdoğu dövüş sanatlarında on numara, çocukluğundan beri dövüşüyor ve bu grubun geri kalanının çok işine yarıyor.

Max Riemelt (Wolfgang Bogdanow)

Wolfgang Bogdanow

Wolfgang, Rus asıllı Berlin’de yaşayan bir kasa hırsızı.. Ailesi ile arası kötü, bu karakterde akrabalar da işin içine giriyor, karışık bir hikayesi var, spoiler vermeden anlatamıyorum 😀 Yakışıklı bir bey olan Wolfgang, karakter olarak favorim değildi. İyi biri olduğuna dair belirti göremedim pek.

Miguel Ángel Silvestre (Lito Rodrigez)

Lito Rodrigez

Miguel, Narcos dizisinde de oynamış bir oyuncu olarak, duyusallar içinde en tanınmış kişi diyebiliriz. Dizi biraz ilerlediğinde de fiziksel görünümünü Lucifer’a benzettim 😀 Dizide de kendisi gibi Meksikalı ünlü bir oyuncu olan Lito’yu canlandırıyor. Lito eşcinselliğini saklamak durumunda çünkü Meksika’da bu durum normal kabul edilmiyor. Eğer öğrenilirse kariyerine son verilmesinden korkuyor..

3. bölümden sonra en sevdiğim karakter oldu Lito. Bir üniversitede öğretmen olan Hernando (Alfonso Herrera) adında bir sevgilisi var, bir de oyuncu arkadaşı olan Daniela (Eréndira Ibarra). Duyusallar dışında oluşturdukları bu grup ile çok tatlılardı, Hernando’ya olan aşkı da görülmeye değer bence.

Aml Ameen ve Toby Onwumere (Capheus Onyango)

Bu karakter Nairobi’de yaşıyor annesiyle birlikte. Annesi AIDS ve ilaçlarını almak için parası yok, bu yüzden Van Damme adını verdiği bir minibüsü işletiyor. İlk sezon bayıldığım bir karakterken ikinci sezon değişimle biraz daha sıradan geldi. Aml’in ayrılma sebebi bazı kaynaklara göre çıplaklık ve seks sahneleriyken bazı kaynaklara göre yönetmenle anlaşmazlıkları diye söyleniyor. Kendisi net bir açıklama yapmadı.

Daryl Hannah (Angelina Turing) ve Naveen Andrews(Jonas Maliki)

Naveen Lost dizisinden Sayid olarak tanıdığım bir oyuncuydu, Daryl ise Kill Bill filmlerindeki Elle karakterine can vermişti, diğerlerine göre tanınırlıkları daha fazla. Angelina, kümenin annesi ve Jonas, Angelica’nın büyük aşkı. Haklarında spoiler vermeden bir yorum yapamıyorum ama birlikte geçirdikleri zamanlar sevimliydi..

Terrence Mann (Whispers Dr. Milton Bailey Brandt)

Whispers

Dizimizin kötü adamı takma ismi Whispers olan bu Dr.Brandt. Spoiler vermeden çok bir şey açıklamak mümkün değil ama bu kişinin kötü karakter olduğunu ve duyusalları avladığını söyleyebiliriz.

Bu karakterler dışında Lee Ki-Chan (Joong-Ki Bak) ve Valeria Bilello(Lila) gibi karakterler de dizinin bazı bölümlerinde girip çıkabiliyorlar.

Dizi yorumları

Öncelikle ilk sezonun beş bölüm kadarı geçmek bilmedi bunu rahatlıkla söyleyebilirim. İlk sezon karakter tanımaları, ziyaret olayını, kimin ne olduğunu çözmeye çalışmaları falan beni sıkmıştı biraz. Karakterleri tanıtma çabasıyla ağır işlenen kısımlar ve uzun sahnelerin ağır çekimleri sebebiyle izlerken ne zaman bitecek diye düşündüm. Gereksiz abartılmış bir dizi diye aklımdan geçti ilk sezonu bitirene kadar. Mantık hataları bolca bulunuyordu ve gözüme de çok batıyordu. Sadece biraz sabra ihtiyacım vardı.

Dizide birbirlerini hissettiklerinde inanılmaz büyük bir tepki beklemiştim ama sanki herkes her gün içinde 7 farklı insanı hissediyormuş gibi rahat bir tavır gördüm, bana gerçekçi gelmedi ama filmin ağırbaşlı bir havası olduğu için şaşırmamak gerek.

İlk sezonun neredeyse son bölümüne kadar bu insanların neden böyle olduğunu bimiyoruz, ilk 3 4 bölümde ipucu da alamıyoruz o yüzden, afedersiniz, mal mal izliyoruz. Daha sonra bazı bilgiler alıyoruz ama dediğim gibi mantık hataları bolca var, fantazi dizisi olduğunu düşünüp rahatlayın, çok kafa yormayın 😀

Will Gorski

Karakterler kendini sürekli zor duruma düşürüyor ve kümenin diğer üyeleri onları düştükleri durumlardan kurtarıyor, bu ssahnelerde birlik olmaları benim çok hoşuma gitti. Yönetmenler şahane bir iş çıkarmışlar bu sahnelerde.

Filmin efektleri gerçekten eski usül duruyor ve patlamalar vs. çok gerçekçi durmuyor ama bunu da farklı bir teknik kullanarak yapmaya çalışmışlar, ben başarılı bulmadım.

İzlerken hep keşke daha az kişi olsaydı dedim özellikle ilk sezon, çünkü insanları ve bağlantılı olduğu kişileri aklında tutmaya çalışmak yoruyor, her karakterin göründüğü sahneler de kısa sürüyor, benim kafamı karıştırdı biraz. 6 kişi ya da 5 kişi olsaydı daha güzel olurmuş bence, karakterlerle daha çok bağ kurabilirdik ilk sezondan karakter derinlikleri oluşturulabilirdi. Bu şekilde bir sezon kadar uzun sürdü bağ kurmamız. İsmi sensight (duyusal) olabilsin diye 8 kişiymiş.

İkinci sezonda karakterlere artık alıştığımız için daha iyi anlayabiliyor ve daha çok bağ kurabiliyoruz. Bölümlerden keyif alabiliyoruz. 2. sezonda en çok istediğim şey karakterlerin bir araya gelmesiydi ve gelebildiği zamanlar çok eğlenceli geçti.

İlk sezonda insanın içini ısıtan Capheus, nam-ı diğer Van Damn’ın ikinci sezondaki kötü oyuncu değişimi benim hoşuma gitmedi ve gerçekçiliği azalttı. Değişiklikleri sevmediğimi bilen bilir o yüzden diğer oyuncu bana ilk Capheus kadar yufka yürekli ve iyilik sever gelmedi. Onun dışında ikinci sezondan şikayetim yoktu.

Riley Blue

Cinselliğin yoğunluğundan yakınabilirsiniz. Ben de çok hoşlandım diyemem. Gerekli gereksiz kullanılması hoşuma gitmez ama karakterlerin ne kadar iç içe geçtiğini de fark ettirdiği için yerinde sahneler de vardı. Oldukça sanatsal bir çekimi olsa da rahatsız olursanız atlayarak izleyebilirsiniz.

Sonu için sadece hızlı bitirilmeye çalışılmış diyebilirim. ama bunun sebebi de zaten acele bir bitirme kararı alınmasıydı. Fon sağlanamadığı için bitirilmiş. Bu da haliyle acele bir son oluşturmuş. Ama beni tatmin etti açıkçası sevdiğim sonlardandı.

Duyusallar

Oyunculuklar muhteşem değil ama zaten bu dizinin amacı oyunculukların muhteşemliği değil vermeye çalıştığı mesaj. Empati kurabilmek, sana benzemeyene karşı nefret beslememek, ötekileştirmemek, korkmamak, susmamak, kaçmamak gerektiğini öyle güzel anlatıyor kii. Bunların hepsi temelde cehaletten yapılır, bilinmeyene karşı duyulan korku insanı saldırıya iter. Çünkü karşısındakini istemsizce potansiyel tehlike olarak görür. Bunu karşıdaki kişinin verdiği bakış açısıyla gördüğümüzde çok daha net anlayabiliyoruz. Dizi bu mesajı muhteşem bir şekilde veriyor ve her bir sahnesi bunu yansıtıyor.

Dizinin içinde bir cümle vardı: “İnsanlar yıllarca bizi ayıran şeyin yatay olduğunu sandı Wolfgang, aslında dikey bir ayrım vardı” gibi bir şeydi sanırım. Aşağıdakiler ve yukarıdakiler sınıf ayrımı daha iyi anlatılamazdı.Beni dizide en çok etkileyen cümlelerin başında gelebilir.

Müzikleri muhteşemdi. Muhteşem!! Hem kendi soundtrackleri çok iyi, hem de kullandıkları şarkılar çok yerinde ve başarılıydı, otomatikman konuyla bağlantısını da kurabiliyorsunuz.

Spoiler yorumlar

Dizi konusu bakımından iyi düşünülmüş sapiens(insan)’in yok edemediği bir ırk olmaları, duyusalları avlamaya çalışan ve üzerlerinde deney yapan bir grubun olması falan, geçmişle bağlantısı olan bir konu. Zaman geçişleriyle değil de, baştan tek seferde verilen bir flashback ile gösterilseydi bu kadar ilk sezon kafamız karışmazdı gibi geliyor bana.

Riley’in o kazada sadece kendisinin yaşaması diğerlerinin ölmesi aşırı saçma geldi. Orada doğurması falan mümkün değil diye düşündüm. Wolfgang’in o silahlar patlarken herkesi vurup kendisinin sağ kalması da aynı şekilde saçmaydı. Kurtlar Vadisi mi çekiyoruz Polat mısın sen saçmalama dedim.

Rajan Rasal (Kala’nın Eşi)

Kala, Wolfgang ve Rajan üçlüsü için hep bir seçim yapacak diye bekledim, ha şimdi, ha birazdan, hadi oldu olacak derken Kala’nın ne kadar kararsız ve sadakatsiz olduğunu fark ettim. Karakterin suçlanmaması için de üçünü birleştirmişler. Oh ne ala memleket. Herkesi memnun etmeye çalışmaya gerek yoktu bence.

Hikayesi, alt yapısı, karakterlerin gelişimi çok başarılı ilerledi. Özellikle Sun ve Riley’in karakter gelişimi çok yerinde ve olumluydu. Ruhsuz gibi görünen iki insanın sonunda ruhunu doyurduğunda ne kadar pozitif insanlar olabildiğini gördük. Sahneler zaten şiir gibi. Özellikle kümenin birleşip birbirlerine yardımcı olduğu sahneler birer şaheser niteliğinde.

Will’in eroinman halleri rezaletti, yok gibiydi zaten, sanki başka bir dizide işi varmış da bu dizide de bütünlüğü korumak için yüzeysel olarak kalması gerekiyormuş gibi. Benim hiç hoşuma gitmedi o halleri. Will’i eroinman yapıp Riley’i hayata döndüren bu hayat da.. Ne bileyim..

Capheus’un seçim olayı baya karambole geldi üzerinde durulmadı, kaynadı gitti konu arasında. Onu niye bir sonuca bağlamadılar anlamadım. Bir de Lila karakteri de biraz geçiştirildi gibi geldi.

Amanita Caplan (Nomi’nin Sevgilisi)

Her karakterin içsel sorunlarını çözmesi ve sonunda huzura ulaşmaları kendileriyle barışmaları da benim çok hoşuma gitti. Dediğim gibi sevdiğim sonlardır. Mutlu sonlar bana yeşilçam filmlerini hatırlatır o yüzden ben beğendim bu kısmını. Nominin babasının ilk defa Nomi’ye kızım dediği sahne zaten aldı götürdü beni. Eminim en homofobik insanın bile içine işler.

Lito-Daniela-Hernando

Lito ve Capheus’un farklılıklar üzerine yaptıkları röportaj, Sun’ın Lito yerine oynadığı deneme çekimindeki tavrı, Lito’nun her hali ve en çok da Nomi ve Hernando ile farklı zamanlarda müzede yaptıkları konuşmalar, Sun’ın hapisten kurtarılması, Hernando’nun Litodan ayrılırken yaptığı konuşma, Capheus’un annesinin ilacını almak için tek başına gittiğinde Sun’ın yardım etmesi, Sun ailesinin mezarındayken hepsinin birlikte konuşmaları. Beni etkileyen aklımda kalan tatlı sahnelerdi.

Sense8 Hakkında Çerez Bilgiler

1. Ekip 2.sezon onayını duyusalların doğum günü olan 8 Ağustos’ta (8/8) verdi. Sayılarla minik bir oyun oynanmış..

2. Duyusalların sahnelerinde efekt ya da dublör yokmuş. Bunun yerine yönetmenler değişik kamera açıları ve tekniklerle geçişleri sağlamış. Pek gerçekçi görünmediğini söylemiştim..

3. Çekimler 8 ülke, 9 şehirde tamamlanmış. Duyusallar, toplamda 100.000 mil yol katetmişler bu dolanmalar sırasında. Bu da yaklaşık olarak Dünya’nın çevresini 4 kez dolanmaya eş değermiş. Zaten bu yüzden bütçe çok zorlamış ve bitirmek durumunda kalmışlar.

4. Sahnelerin doğallığı açısından figüran olarak bulunulan bölgenin yerel aktörleri kullanılmış.

5. Gerçekçi olmak amacıyla çekimler gerçek ortamlarda yapılmış. Örneğin Riley kulüpte DJ’lil yaparken insanlar onun gerçek bir DJ olmadığını bilmiyormuş. Lito, Hernando ve Daniela’nın gittiği güreş ve seyircileri gerçekmiş. Nomi ve Amanita’nın Pride sahneleri(Onur Yürüyüşü) de gerçek bir yürüyüş sırasında çekilmiş.

6. Oyuncuların çoğu, oynadığı karakterlerle ortak noktalar barındırıyormuş.. Örneğin Doona Bae, Sun gibi Seoul doğumluymuş,Max Riemelt de Wolfgang gibi Doğu Almanya’dan.

Happy F***** Birthday

7. Lana Wachowski(Yönetmen) bütün ana karakterlerin panseksüel olduğunu düşünmüş. Panseksüeller cinsiyet belirtmeden sadece insana aşık olurlar. Kadın, erkek, trans, biseksüel olması duygularını değiştirmez. Tüm karakterleri düşününce çok mantıklı geliyor.

8. Miguel Angel Silvestre (Lito) ilk sahnesinde Nomi, Wolfgang ve Will ile grup seks yaparak diziye başlamış. Ne başlangıç ama 😀

Son Olarak..

Son bölüm 150 dakika civarındaydı. Normal bölümler gibi değil. Film gibi bir son bölüm yapılmış.

Dizinin bir de 25 dakikalık Sense8: Creating A World adlı çekim arkası görüntüleri var. Burada da dizinin 9 farklı bölgede nasıl zorluklarla çekildiğini anlatıyor. Karakterlerden kopamadıysanız bu bölüm ilaç gibi geliyor.

İlk sezonu atlatabilirseniz, çok sıcak samimi bir dizi olduğunu düşünüyorum. Vermek istediği mesajlar çok güzel. Biraz sabredebilirseniz, izlemenizi öneririm 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: