İçeriğe geç

The Handmaid’s Tale (Damızlık Kızın Öyküsü) Dizisi — Yakın Gelecekten Bir Distopya!

Nolite Te Bastardes Carborundorum

Piçlerin seni üzmesine izin verme

The Handmaid’s Tale

Margaret Atwood’un 1985 yılında yayımlanan aynı adlı romanından uyarlanan Damızlık Kız’ın çarpıcı öyküsü…

2017 yılında Blu TV’de yayınlanmaya başlayan The Handmaid’s Tale dizisinde, June Osborn(Offred) karakterine Elisabeth Moss hayat veriyor. Serena Joy Waterford olarak Yvonne Strahovski, Fred Waterford olarak ise Joseph Fiennes’i görüyoruz. Bunların yanında Ann Dowd, Lydia Teyze olarak, Max Minghella, Nick Blane olarak karşımıza çıkıyor.

The Handmaid’s Tale dizisinin üçüncü sezonunda 11. bölümünü yöneten Deniz Gamze Ergüven çok başarılıydı. İlk filmi Mustang ile de Oscar’da yarışan ve pek çok ödül kazanan Ergüven, bu dizide de çok başarılı bir bölüm çıkarmış ortaya..

The Handmaid’s Tale Hakkında..

Distopik bir gelecekte düşen gebelik oranları sonucu aşırı teokratik diktatörlük altında yöneticilerin, doğurgan kadınları kendi amaçları doğrultusunda kullanmak ve çevreyi korumak(!) adına Amerika yönetimini ele geçirip Gilead Cumhuriyeti adında bir ülke kurmalarını ve doğurgan kadınları da eşleri doğum yapamayan Komutanlara damızlık hizmetçi olarak vermelerini anlatıyor bu dizi..

Serena ve Fred Waterford

Komutan Waterford ve eşi Serena’nın yanına cariye olarak verilen June Osborn’un ağzından anlatılan dizide, benim ilgimi çeken asıl nokta ise bu aşırı dini kullanan kişilerin yönetimi ele geçirip ülkeyi bataklığa sürüklerken kullandıkları insanlık dışı yöntemler. Bu yönetimde kadınlar ikinci sınıf vatandaş olarak görülür ve kaçmaları yasaktır, kaçmaya çalışan cezalandırılır. Eğer doğurgan bir kadın ise hükümet yetkilileri tarafından çocuksuz bir yöneticinin evine gönderilir ve Komutan’ın çocuğunun taşıyıcısı olarak o evde kalır. Çocuğu doğurduktan sonra ise kendi çocuğunu o eve bırakarak başka bir eve çocuk imkanı sağlamak için gönderilir. Kadınlar kendi isimlerini kullanamaz Komutan’ının isminin başına ‘onunki’ anlamına gelen Of getirerek bu ismi kullanır. Örneğin June Osborn, Fred Waterford’un evine getirtildiğinde adı Offred (Fred’inki) olmuştur.

Sınıf Ayrımları

Dizide; Komutanlar, Damızlık Kızlar, Eşler, Martha’lar, Teyzeler, Muhafızlar, Koloniler gibi sınıflar bulunuyor. Bu sınıfları tek tek açıklayalım.

Komutanlar; Gilead Cumhuriyeti’nin yasa düzenleme ve yönetme alanında çalışan kişiler. Diğer tüm sınıfların en üstünde bulunan Komutanlar, hem eşlerine hem de damızlıklarına sahip olabilirler.

Damızlık Kızlar; Yakup Peygamber’in eşi Rahel, Yakup’a çocuk veremeyince, Rahel kendini kötü hisseder. Yakup peygambere, hizmetçisi Bila’dan çocuk sahibi olmasını söyler. Bu hikayeye dayanarak, Gilead Cumhuriyetinde doğurgan kadınları Komutanların çocuklarını doğurması için kullanırlar. Damızlıklar, Kırmızı Merkez(Damızlıklara eğitim verilen yer)’de eğitim aldıktan sonra bir komutanın evine gönderilen ve Komutanlarla her ay yumurtlama döneminde bir kere birlikte olmak zorunda olan kadınlardır. Sadece kırmızı renk giymelerine izin verilir, kan renginin, doğurganlık anlamına geldiğini düşünürler.

Eşler; Gilead Cumhuriyeti’nde eş olabilmek için ne gerektiğini bilmiyoruz fakat eşler, yönetim komitesindeki komutanların doğurgan olmayan eşleridir. Her zaman mavi giyerler bu da Meryem Ana’nın sürekli mavi giymesiyle ilişkilendirilir.


Marthalar; Komutanların ev işi hizmetlerini yapan, temizlik, yemek ve damızlıkları kontrol etme görevi olanlara Martha deniyor. Her zaman yeşil giyerler, temizlik ve güven sağladığı düşünülür.

Lydia Teyze ve Offred

Teyzeler; damızlık kızların eğitim yeri Kırmızı Merkez’de ve daha sonra gittikleri Komutanların evinde Damızlıkları eğiten ve törenlerinde yöneten kadınlardır. Asıl görevleri Kırmızı Merkez’i yönetmektir. Her zaman kahverengi giyinirler, bilgeliklerini temsil eder.

Muhafız; Komutanların işlerini gören genç erkeklerden oluşan bir topluluktur. Kendi içlerinde yapılanları rapor etmek için kurulan ‘Göz’ adlı bir birliği de var. Bunlar herkesi kontrol ederek her şeyin yolunda olup olmadığını yönetime iletiyor.

Koloniler ise damızlık, eş, martha veya teyze rolünde olamayan asi kadınların ya da hata yapanların gönderildiği kimyasal atık toplama görevi bulunan insanların kaldığı alanlardır. İnsanlık dışı muamele burada da vardır. Kimse oraya gitmek istemediği için baş kaldıramazlar.

Jezebel’in Yeri ise Komutanların gayri meşru birliktelikler yaşaması ve düzenden uzaklaşmaları için kurulmuş genel ev tipi bir yerdir.

İncelemeler

En iyi dram dizisi, en iyi prodüksüyon, görüntü yönetmeni, kadın oyuncu, senaryo vs alanlarında ödülleri de alarak ilk sezonuyla ne kadar başarılı olduğu görülüyor.

Oyunculuklar gerçekten şahane, June karakterinin duyguları çok net bir şekilde yansıtması, Emily ve Miora’nın ikilemleri, mimiklerini kullanışları… Kelimelere ihtiyaç duymadan duyguyu aktarabilmeleri çok başarılıydı.

Damızlık Kızlar

Tüm dizi boyunca renklerin tonları, bütünlük, ışık, açılar.. O kadar estetik bir şekilde kurgulanmış ki görüntü yönetmenliğine binlerce kez teşekkür etmek istiyorsunuz. Ambiyansı mükemmel yansıtmışlar. Tabi prodüksüyon katkıları da yadsınamaz..

Konu bakımından incelersek biraz doluyum bu konuda, aşırı olursam kusura bakmayın lütfen.. Damızlık kızlar genelde boşanmış kadınlardan oluşuyor. Boşanmış kadınlara karşı farklı bakışlar ve zihin yapısı günümüzde de bazı insanlarda olmakla birlikte geleceğin çarpık düşüncelerine de çok güzel ışık tutuyor. Bunun yanında hamile kalamayan kadınlar için de erkekler tarafından baskılama, suçlama ve şiddet görünüyor, yine sadece distopik olmayan bir durumu gözler önüne serdiği için aslında çok da ütopik gelmiyor bana dizide yaşananlar. Dizi, kadını sadece doğurganlık öznesi olarak görüp başka her şeyi yapmasını yasaklıyor bu da kadının başka vasfının olmadığını anlatıyor. Böyle düşünen insan sayısının yadsınamayacak kadar fazla olduğunu düşünürsek, gerçekleri yansıtmadığını söyleyemeyiz. Bu baskılama sadece erkekler tarafından da yapılmıyor, bazı noktalarda hemcinslerinin birbirine ne kadar zarar verdiğini de görüyoruz. Nereden bakarsanız gizlenmiş gerçeklerin gün yüzüne çıkarılması gibi.. Öyle ki; bu şekilde kadını toplumda değersizleştirmeye devam edersek bu distopyanın koca bir gerçeğe dönüşmesi an meselesidir.  

Aslında dizide 3 farklı zamanı izliyoruz. Gilead öncesi, Gilead’ın ilk zamanları ve günümüz. İnsanların Gilead’dan önce yaşadığı özgür ve mutlu yaşamlarından nasıl yavaş yavaş bu düzene alıştırıldığını, ne olduğunun farkına varmadan bu sisteme geçildiğini ve insanların sesini çıkarmakta çok geç kaldıklarını görüyoruz. O kadar küçük değişiklikler yapılıyor ki insanlar bunun gelebileceğini öngöremiyorlar. “Sürekli ısınan bir küvette, farkına varmadan ölürsünüz. 

Herkesin kendine ait bir renginin olması sınıf ayrımının en net şekilde gösterilmesini sağladığı için kullanılıyor. Eğer kırmızı giyiyorsan yapman gereken şeyler bellidir, yeşilse belli, maviyse belli… Herkesin kendi yerini ve başkaları gözündeki yerini net bir şekilde göstermek için bundan daha bariz bir yol düşünülemezdi. Hitler döneminde yahudilere takılan Davud’un Yıldızı gibi.. Fakat dizinin ilerleyen zamanlarında durum tersine çok güzel döndürülüyor. June Osborn’un dediği gibi; Bu onların hatası. Bizim bir ordu olmamızı istemiyorlarsa bize üniforma giydirmemelilerdi.

Spoiler içerebilir..

Serena’nın June’un bebeğine Nichole adı vermesinin sebebi, erkek versiyonu “Nicholas” olduğundan, Serena kocasına Nichole’ün aslında Nick’in bebeğin biyolojik babası olduğunu hatırlatmak ister. Bu da Serena’nın pasif agresif direnişi 😀

Senaryoda kafa karıştırıcı bazı noktalar olsa da göz ardı edebilirsiniz. Dizinin gidişatını etkilemeyen ufak tefek soru işaretleri(kadınları nasıl hangi özelliklerine göre ayırıyorlar gibi).. Her dizide olan şeyler..

Dizinin birçok yerinde ağlamak veya sinir krizlerine girmek arasında kalabilirsiniz. Tabi bazen gerilmek de söz konusu 😀 En çok ilk sezonda gerilmiş ve sinirlenmiştim, ikinci sezonu ise baş kaldırmalar başladığı için çok daha fazla sevdim. Kendimi rahatlamış hissediyordum. Fakat artık üçüncü sezon biraz fazla geldi, daha doğrusu bunlar madem yapılabilirdi, madem birlik olup sizi üzenlere karşı gelebilirdiniz neden daha önce yapmadınız diye düşündürdü.3.sezonda damızlıklar arasındaki ilişkiyi de daha az gördüğümüzden ikinci sezona göre daha az ilgimi çekti..

Özellikle üçüncü sezonun sonlarına doğru June bambaşka birine dönüştü, karakterin yavaş yavaş böyle bir dönüşüme uğradığını görseydik belki benimseyebilirdim ama bir anda birini öldürebilmesini beklemiyordum. Ya da bu derece asileşebilmesini.. Karakter geçişlerini daha yavaştan gösterebilselerdi karakteri kabullenmek daha kolay olurdu. (Bates Motel’deki gibi..)

Üçüncü sezonda Moira ve Luke yok gibiydi, keşke onları da biraz görseydik. Kanada’da görüyoruz biraz, Serena’nın, Fred’e kurduğu tuzak ile birlikte ama belki iki belki üç bölümde varlar.

Serena’nın işbirliği ile içimin yağları erimedi diyemem ama Serena’ya olan tiksintimden bir şey götürmedi.. Kendi yaptığını fedakarlık zannederken Kanada’da yanlışlarıyla yüzleşiyor gibi hissettirdi. Özellikle ayna karşısında üstünde farklı renkte ve modelde kıyafetlere bakarken dank ettiğini düşünüyorum :D.

Nick Blaine

Bir de Nick nerelere kayboldu onu çok merak ettim, özledim de, üçüncü sezonda hiç yoktu. Dördüncü sezonda dönecekmiş. Onun sahnelerini seviyordum, oyunculuğu ve diziye kattığı anlam hoşuma gidiyordu.

Dördüncü sezon da son sezon olmayacakmış. Umarım sakız gibi de uzatmadan bitirirler, çünkü işleyebilecekleri pek hikaye kalmadı bence.. Komutan Lawrance açığa çıktı, Fred Kanada tarafından yakalandı daha ne yaşanabilir ki??

Bazı Bilgiler

  • Romanın orijinalinde, ana karakter sadece Offred adıyla tanınıyor. Gerçek adı ortaya çıkmamıştır fakat okuyucular bunu June olarak yorumlayınca Margaret Atwood “Bu benim orijinal düşüncem değildi, ama uygundur, okuyucular isterse neden olmasın” diyerek ismi onaylamıştır.
  • Margaret Atwood, George Orwell’in klasiklerinden olan 1984 romanından ilham aldığını belirtmiştir.
  • Romanda, bir muhafız olan Nick karakteri için soyadı bulunmuyor fakat dizi uyarlamasında tam bir isim oluşturarak Nick Blaine adı verilmiştir.

Son Olarak..

İlk sezonu ile ödülleri süpürmüş, mükemmel bir görüntü yönetmenliği ve oyunculuklar ile donatılmış, sadece zaman geçirmek için değil ayrıca bana bir şeyler katsın, yeni bir bakış açısı kazandırsın diye düşünüyorsanız, kesinlikle izlemenizi önerdiğim bir dizi. Feminizm ile de biraz ilginiz varsa kesinlikle pişman olmazsınız.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: